17. Yüzyıl Osmanlı Mimarisi

 

SULTANAHMET CAMİİ

   17.Yüzyılın iki önemli eserinden biri olan Sultanahmet Camii, Sinan’dan sonra Türk mimarlığının meşalesini ele alan Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ellerinde yükselirken Sinan’ın Şehzade Camii, göz önünde tutulmuş, ancak onun şeması çok ileriye götürülmüştür.
   Bilindiği gibi caminin banisi Sultan I.Ahmet genç yaşta, henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına 14.hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617 de vefat etmiştir.
   Zitvatorok barış anlaşması bölgeye ve Osmanlıya bir rahatlama dönemi açıp devletinin prestijini tekrar perçinleyince Allah’a bir teşekkür belgesi olmak üzere taht şehrinde o zamana kadar görülmemiş güzellikte bir mabed yükseltmeyi aklına koyar. Baş motifi ve tutkusu, kulluğunu kanıtlayabilmek üzere, o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve en güzelini yapmak ve özellikle de Ayasofya'yı geçmek buna birde nam-u şanını kıyamete kadar yaşatacak bir eser bırakma ihtirası hiç çekinmeden eklenebilir.    Sultan I.Ahmet’in dindar bir padişah olduğu bütün kaynaklarda ittifakla belirtilmiştir. XVII. Yüzyılın başlarına gelindiğinde İstanbul’un belli başlı tepeleri, her biri bir padişah ismi taşıyan cami ve külliye binaları ile tutulmuştu. Bununla birlikte Sultan Ahmet, büyük istimlâk paraları ödemek ve birçok ünlü vezir ve paşa sarayı yıkmak pahasına rabbine ulu bir mabed inşa ettirmeyi samimi inancının bir vecibesi olarak telakki ediyordu.    Mimar Mehmet Ağa 1569 -1570 de sarayın sedefkârlık ve mimarlık bölümüne dâhil olduktan sonra önünde yepyeni bir yol açılır ve tam 21 yıl dahi Koca Mimar Sinan ağaya çıraklık ve kalfalık eder. Koca Sinan’ın vefatından sonra baş mimarlığa geçer. Artık Mehmet ağaya imparatorluk yolları açılır, koca devletin hangi köşesinden gelirse gelsin tüm milletler ve cemaatlerinin bütün yetenekli çocuklarını bünyesinde eriten imparatorluğun geniş topraklarında olanca hazinelerini ve nimetlerini sergileyen düzeni içinde sedefkârlığı ve mimarlığı yanında devletin çeşitli birimlerinde görev alır. Mimarbaşı olduktan sonra ilk işi Kâbe’nin onarılması ve ünlü altın oluklarının konulmasıdır.    At meydanının (hipodrom) kıble yönünde bulunan Ayşe Sultan sarayı denize bakıyordu, alanı çok geniş ve Topkapı sarayına yakındı, çevresi de fazla meskûn değildi. Padişah tarafından bu yer uygun görüldü. Adı geçen Ayşe Sultana otuz bin halis ayarlı altın gönderdi, o da gönül hoşluğu ile mülkünü tapuda hemen hünkâra devretti. Sıra caminin temelinin kazılmasına geldiğinde bunun için Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlendi. 1018 yılı recep ayının 9.perşembe günü. (Bugünkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde ayı yaklaşık olarak ekim başı oluyor) Devlet erkânı yıkımlarla açılan boşluk arazide toplandılar. Evliya Çelebiye göre, caminin temel imamı Evliya efendi, temel şeyhi Mahmud efendi (Aziz Mahmud Hudai), temel kadısı Kara Sümbül Ali efendi, mutemedi Kalender Paşa, temel nazırı Kemankeş Ali Paşa’dır. Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir. Temel kazmaya başlanınca ilk önce Sultan Ahmet Han eteğiyle toprak taşıyarak ''Ya Rab Ahmet kulunun hizmetidir...''diye dua etmişti. Caminin tamamlanması ise 1026 hicri yılı Cuma Del-ahiresi ayının 4.günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüş oluyordu.    Cami, medrese, daru-l kurra, sıbyan mektebi, arasta, hamam, imaret, darü’ş-şifa ve türbeden oluşan külliyenin merkez yapısı olup bir dış avluyla çevrelenmiştir. Camii duvarları ile sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir.53.50x49.47 metrekaredir Sultanahmet caminin içi dört yapraklı yonca planına sahiptir. Monotonluğu gidermek amacıyla güney tarafın dışında dört yana galeriler yapılmıştır. Kıble duvarı bu nedenle diğerlerine ters düşer. Tamamen dışta kalan payele mukabil olarak girintileri yoktur. Diğer yanlarda üçer adet olan eksedralar güney tarafta ortadakinin zorunlu olarak kaldırılması nedeniyle sadece iki tanedir. Dört fil ayağı çok etkilidir. Son derece büyük olmalarına rağmen mermer kaideleri çok sayıda dış bükeyli profile sahiptir. Üst kesimde ayağı bezemeli kısmından alt kısmı ayıran yazıtlı bir bant yer alır. Boyutları kubbenin oranlarını bozar, çünkü kubbe 43 metre yüksekliği ve 23,5 m çapı ile nispeten mütevazı ölçülere sahiptir. Bu ölçüler Mehmet ağanın bir mühendis olarak kabiliyetini gösterir. Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. Pencereler ilk yapılışta çiçek motifleri ile bezeli vitraylarla örtülüydü yani düz pencere camı yoktu ve bu renkli cam işlemeciliği en üst kalitede idi. Bu özelliği mabedi o tarihlerde gezmiş olan bütün yabancı gezginler fark etmişler ve penceredeki bu renk oyunu buluşuna ve onu uygulama kusursuzluğuna hayran kalmışlardır.    Bilindiği gibi, batılılar bu camiye mavi cami anlamında “Blue Mosque” demektedirler. Bu cami, emsallerinin hiçbirinde olmadığı kadar aydınlık ve ferahtır. Üç sıra halinde duvarlarda, yarım, merkezi ve köşe kubbelerin kasnaklarında açılmış sayısız pencereden ışık alan caminin, duvarlarını kaplayan çini ve kalem işi süslemelerindeki hakim renk olan mavi, camiye bu ismin verilmesinde neden olmuştur.    İznik ve Kütahya atölyelerinin 16.yy sonu ve 17.yy başı ürünleri olarak tarihlere çinilerde zengin bir göz çeşitlemesi göze çarpmaktadır. Kare parçalarda beyaz, dikdörtgen biçimli bordür çinilerde lacivert çini üzerine işlenen asma dalı enginar, erik, narçiçekleri, karanfil, nane, madalyonvari çiçek grupları, menekşe, mine, sümbül ve yaseminler, üzüm salkımları, ağaç ve yapraklarda firuze, gri, kahverengi, kırmızı, mercan ve mühür lacivert mavi mor siyah yeşil gibi renklerin tonları kullanılmıştır. Camii ile ilgili kayıtlara göre 21043 adet çini kullanılmıştır.    Çini kaplamadan itibaren devreye kalem işleri girer. Duvar satıhları, kemer yüzleri ve kubbe içleri yazının refakatiyle kalem işleriyle zengince süslenmiştir. Bunlarda da çiçek ve yaprak motifleri kompozisyonların ana elemanıdır. Dönemine ait yazıların Hattat Kasım Gubari’ye ait olduğu kabul edilir.    Sultanahmet Caminin mihrabı, minberi,hünkâr mahfeli de ayrı birer sanat yapıtıdır.İçi çiçek dolu motifli çinilerle kaplı olan mihrabı mermerden yapılmış üzerinde servi motifleri bulunan sütuncuklarla bezenmiştir. Geometrik geçmeli ve kabartmalı olan minber altın yaldızlıdır. Altın yaldızlı çinilerin sedef kakmalı kapısı ve ince duvar işlemesiyle hünkâr mahfeli bir başyapıttır. İlki bu camide yapılan hünkâr kasrı daha evvel cami dâhilinde, padişahın namaz kılması için yapılan hünkâr mahfiline ilk defa bu camide, namaz öncesi ve sonrasında padişahın istirahat etmesi maksadıyla bir köşk ilave edilmiştir. Sonraları benimsenerek birçok sultan camisinde uygulanan bu köşk, cami içindeki hünkâr mahfiline kolayca geçilebilecek köşelerde veya caminin ön cephesinde inşa edilmiştir.    Caminin mermer döşemeli iç avlusu 26 sütunun üzerine oturtulmuş 30 kubbeyle örtülü revakla çevrilidir.Avlunun ortasında altı sütunlu şadırvan vardır.Şadırvan sütunları karanfil ve lale motifleri ile bezenmiştir. Süleymaniye Camisi avlusundaki gibi, abdest almak için değil fıskiyeli bir havuz mahiyetinde olup şadırvan geleneğini sürdüren bir elemandır. Hünkâr mahfelinin pencereleri üzerindeki camgöbeği çinilerin güzelliğini üzerlerini altın yaldızla yazılan gayet nefis bir celi sülüs ayet son derece yükseltmektedir. Şimdiye kadar bu kitabeye başka bir yerde tesadüf edilmemiştir.    Altı minaresi olan yegâne camidir. Minarelerin dördü üçer ikisi’ de ikişer şerefelidir. Bu caminin inşasından evvel altı minareli camii yalnız Mekke Camii olduğu için şerefini muhafaza etmek üzere Mekke camiine yedinci olarak bir minare ilave edilmiştir. Minarelerin 16 şerefeli olması muhtemelen I.Ahmet'in kaçıncı padişah olduğunu gösterir.***I.Ahmet 14'üncü padişah olduğu halde şerefelerinin sayısı 16 ise de Yıldırım Beyazıt’ın oğulları Emir Süleyman ve Musa Çelebi de padişahlar arasına katılmıştır.***Sultan Ahmet'in altın minareli bir camii yaptırmak istediği konusundaki rivayetler gerçek dışıdır.4 Minarenin külahlarının altın kaplanmış olması halk arasında bu tür hikayelerin çıkarılmasını etkilemiş olabilir.    Sultan Ahmet Camii, büyüklükte yücelişin, zarafetle ihtişamın, imanla samimiyetin bütünleşip kaynaştığı ulu bir mabeddir. Onun alçak gönüllü ve dindar banisi caminin tamamlanmasından kısa bir süre sonra, külliye binaları tamamlanmadan vefat ederek caminin dış avlusunun kuzeydoğu köşesinde yaptırılan türbede yatmaktadır.


 

Bakibey Konağı ( Koca Oda )
Burdur merkez Değirmenler Mahallesi Divanbaba caddesindedir. 17.yy. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerindendir. Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırıldıktan sonra 1988 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Bakibey Konağı, Koca Oda adıyla da bilinir. Bilinen en eski tapu kaydı 1830 yıllarında Reşit Bey üzerinedir. Ancak konağın Reşit Beyin dedesi Ahmet Paşa veya onun babası Çelik Mehmet Paşa zamanında yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.

Konak, zemin katı pencere bitimine kadar devam eden taş temelin üzerinde ahşap ve kalın masif kerpiç duvarlardan oluşmuş iki katlı bir yapıdır. Alt katta ahır, ambar gibi odalar vardır. Üst kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Üst katın bahçeye ve ara sokağa bakan geniş bir eyvanı vardır. Eyvanın tavanı çıtalarla süslüdür Çıtaların arası da yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir. Konağın beşik çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen eyvanın tavanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli böğründeler, geniş ve boyalı çıkma çıtalı bu saçaklık mimariyi tamamlayan aksesuarı oluşturmaktadır.

Eyvanın doğu kenarında selamlık, yani Başoda yer. Konağın en göz alıcı odası Başodadır. Başoda kapısından başlayarak pencere, vitray pencereleri, dolap kapakları ve üstündeki nişleri, davlumbaz, pencere üzerinde dolaşan pervazlar, yüklük kapakları, dört tarafı çeviren koltuk silmeleri, tavan ve tavan göbekleri altın ve gümüş varakla ve kalem işi boyalarla süslüdür almaktadır. Motifler bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir başoda ortaya çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden yükseltilmiştir.
Başodadan sonra yan yana eyvana ve işten bir birine açılan iki küçük oda yer alır. Gerek malzeme ve gerekse süsleme yönünden sade olmakla birlikte altın-gümüş varak kaplamalı ve kalem işi olarak yapılan süslemeler göze çarpar. Bu odalardan biri ahşaptan, süslemeli davlumbazlıdır. Diğer ikinci küçük oda da ahşap tavan çıtalarla karelere bölünmüş ve pervazları kalem işi boyalı süslenmiştir. Orijinalinde evin devamında en az bir odanın daha olduğu düşünülmektedir. Ancak yıkılarak yok olmuştur.

2003 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Burdur Valiliği arasında yapılan bir protokol ile bakım ve teşhiri Valiliğimize devredilen konak yerli ve yabancı turistlerin hizmetine sunulmuştur.

17.y.y. Osmanlı sivil mimari örneklerindendir. Burdur Merkez Değirmenler Mahallesi Divanbaba Caddesindedir. Baki Bey Konağı Koca Oda adıyla da bilinir. Bilinen en eski tapu kaydı 1830 yıllarında Reşit Beyin üzerindedir. Ancak konağın Reşit Bey'in dedesi Ahmet Paşa veya onun babası Çelik Mehmet Paşa zamanında yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Büyük bir bahçe içinde yapılmış olan konak iki katlıdır. Bahçeye yoldan görüntüyü engelleyecek biçimde yüksek taş duvarlarla çevrelenmiştir. Bahçe içindeki kuyu orijinal olup derinliği 7 metredir. Çay ocağı (orijinal mutfak) aş damı olarak kullanılmıştır. Çay ocağının yanındaki büyük kapı atla girişler içindir. Konağın ortasındaki büyük kemer beylerin atla avluya girişi için yüksektir. Konağın bir bölümü çok zarar gördüğü için kopartılmıştır. Zemin katlar hizmet amaçla ahır,samanlık,kiler ambar ve fit odası (üzümün pekmez için hazırlandığı odalar) olarak kullanılmıştır. Birinci katlarda duvar kalınlığı
140 cm. Bağdadi yapılı kerpiçtir. Kilerdeki arka kapı bahçeye açılır. Osmanlı evlerinde arka bahçe haremlik olarak bayanlara ayrılmıştır.Sol taraftaki kapı bayanların konağa giriş kapısıdır.Karşıdaki iki taraftan çıkışı bulunan sedir, kışlık yiyeceklerin kurutulması için hazırlanmıştır. Sağ taraftaki duvar orijinal değildir. Tavanın dışında kalan bölümde 4 orijinal örnek bırakılmıştır. Konağa çıkış merdivenlerinin karşısındaki kapı beylerin konağa yaya giriş kapısıdır. Merdivenlerden eyvana çıkıldığında eyvana bakan haremlik selamlık kapılar vardır ve her odadan eyvana çıkış vardır odadan odaya geçiş vardır. Eyvanın baş oda önünde Bursa kemeriyle bölünmüş köşk vardır.Köşkün tavanında göbekle az bir parça orijinal olarak bırakılmıştır. Büyük kemerlerdeki motifler 17.y.yılın vazoda demet çiçekleriyle süslenmiştir. Vazoda demet çiçeklerin orijinal oluşu Bursa kemerinde küçük bir vazoda demet çiçek örneği bırakılmıştır. Selamlık kapıdan odalara girişte sol oda baş odadır. Tavanları Selçuklu örneği olup altın ve gümüş varak (altın ve gümüşün ince yaprak şekli) kaplı olup orijinalleri bırakılmıştır. Baş odada Bey'in oturup halkı dinlediği sedir makamı vardır. Yukarıdaki vitray pencereleri sonradan konmuştur. Baş odada 17.y.yılın kalem işi örnekleri banyo ve yüklük kapakları üzerinde görülmektedir. Banyo yüklük kapakları Selçuklu ve Osmanlı lale motifleriyle süslüdür. Motifler kök boyası olduğu için 1600 yıllardan bugüne renklerin doğallığını korumaktadır. Her motifin ayrı özeliği bulunmaktadır.Selçuklu motifi rumi örneği kapı üzerinde görülmektedir.Duvar kalınlığı üst katlarda 90 cm.dir.Panjur kapaklarının özel bir açılış sistemi vardır. Bol vitray pencerelerden gün ışığı alan oda, panjurları çekildiğinde ocaktaki birkaç odunla ısıtılır.
Baş oda ile sondaki haremlik oda arasında kalan odaya Mabeyn Odası denir. Mabeyn (orta oda) odada duvar kalınlığından faydalanılarak gömme dolaplar yapılmıştır. Ocak ısınmak ve yemeklerin ısıtılması için kullanılmaktadır. Son oda (haremlik) olarak bayanlara ayrılmış, fakat orijinal değildir.
Konağın kiremitleri Fransa'dan gemiyle Antalya'ya gelmiş Antalya'dan Burdur'a elden ele aktarılarak Baki Bey tarafından taşıttırılmıştır. Konak mahalleye yaptırılırken Burdur'un belirli semtlerine et asılarak etin en geç bozulduğu bölge yerleşim yeri olarak seçilmiştir. Konak sahibi Baki Bey Burdur kadısı olarak Osmanlıya altın karşılığında asker yetiştirmiştir. Askerlerin ve hizmetlilerin kaldığı oda sıraları konağın kopartılmış bölümünde kalmıştır.
Konak 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilmiştir.

 


Taşoda (Burdur)


Burdur Merkez Pazar mahallesindedir. 17. yy dan kalma Osmanlı sivil mimari örneklerinden biridir. Kınalı aşiretinden Emin Bey tarafından yaptırılmıştır. Kültür Bakanlığınca 1978 yılında restorasyon ça.lışmaları başlatılmış ve 1988 yılında da bitirilmiştir. Bina iki katlıdır. Birinci kat taş ikinci kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesi ile inşa edilmiştir. Özellikle Baş Odanın doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli iki yanı açık ahır kısmı kesme köfeki taşındandır. Ev bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. Birinci kata çıkışı sağlayan merdiven sahanlığının altı aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş bloklardan yapılan bu çeşme bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında sivri kemerli ahırdan başka iki büyük bir de küçük oda vardır. Ahşap korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimindeki sofanın güney ve batı cephesi boyunca odalar sıralanır. Kuzey kısmında ise bir köşkü bulunur. Bu sofa çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır. Sofanın çatı kısmı ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey kısmında BAŞODA yer almaktadır.
Taşoda Baş Oda: Bol pencerelerle ışıklandırılmıştır.Ahşap yüklük dolap davlumbaz tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın -gümüş varak kaplamalı süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş seki odayı kiye ayırdığı gibi tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen üzerleri kalem işi enine zikzak motiflerle süslü alt ve üst kısımları kum saati biçimli oymalı beş yüzlü sütunçelerdir.

Bu sütunçelerin aynısı tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın girişinde yüklük boyunca zeminden alçaltılmış dar bir papuçluk yer alır. Odanın ışıklandırılması iki yönden iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır.

Bunların içindeki vitray pencereler odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıra pencerelerin dış kısımları demir lokmalı parmaklıklı düz ahşap kepenklidir. İç kısımları ise pervazlar kalem işi çiçek motifli ve pencerelere ve dolap aynalarında alçı kabartma ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca ve Farsça olarak yazılış birer mısralık konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır.
Binanın Baş odadan başka sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda bir kapı ile Başodaya geçişlidir. Güney cephede alçı şerbetlikle ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir Başoda yer alır.
Burdur merkez Pazar Mahallesindedir.17.yy.dan kalma Osmanlı sivil mimarlık örneklerindendir. Kınalı Aşiretinden Emin Bey tarafından yaptırılmıştır. Kültür Bakanlığınca 1988 yılında restorasyonu bitirilmiştir. Bina iki katlıdır. Birinci kat taş,ikinci kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesiyle inşa edilmiştir. Özellikle Baş Odanın doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli , iki yanı açık olan ahır kısmı kesme köfeki taşındandır. Ev, bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. İkinci kata çıkışı sağlayan merdiven sahanlığının altı,aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş bloklardan yapılan bu çeşme,bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında sivri kemerli ahırdan başka, iki büyük,bir de küçük oda vardır.
Ahşap korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki sofanın güney ve batı cephesi oyunca odalar sıralanır. Kuzey tarafında ise bir köşkü bulunur. Bu sofa,çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır. Sofanın çatı kısmı,ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup,çıtalar ve çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler;mavi,kırmızı ve yeşil renklerle boyanmıştır. Sofanın kuzey tarafında BAŞ ODA yer almaktadır.
Baş oda,bol pencerelerle ışıklandırılmıştır. Ahşap yüklük,dolap,davlumbaz,tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın-gümüş varak kaplı süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş seki,odayı ikiye ayırdığı gibi,tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma,sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen,üzerleri kalem işi,enine zikzak motiflerle süslü,alt ve üst kısımları kum saati biçimli-oymalı ,beş yüzlü sütunçelerdir. Bu sütunçelerin aynısı,tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın girişinde yüklük boyunca zeminden alçaltılmış,dar bir pabuçluk yer alır. Odanın ışıklandırılması iki yönden,iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların içindeki vitray pencereler,odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıradaki pencerelerin dış kısımları demir lokmalı parmaklıklı,düz ahşap kepenklidir. İç kısımlarındaki pervazlar kalem işi çiçek motifli ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca olarak yazılmış,birer mısralık,konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır.
Binanın,Baş Odadan başka,sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri,sofadan odalara ışık girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda bir kapı ile Baş Odaya geçişlidir. Güney Cephede alçı şerbetlikle,ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi karakterini yansıtan ikinci bir baş oda vardır.

 

 

 

DENGERE CAMİİ


Çavdıra bağlı Bölme Pınar adı ile bilinen Dengere Köyündedir.Selçuklu ve beylikler dönemi ahşap direkli, toprak damlı camilerin Osmanlılar döneminde (XV ve XVI.yy.) yapılmış örneklerindendir. Kitabesi olmadığından kim tarafından ve ne zaman yapıldığı belli değildir. Dengere Camiinin duvarındaki taşlardan birine 1661 tarihi kazınmıştır. Bir gerçek payı olsa gerektir. Camii minaresi ve şadırvanı ile birlikte bir bütün teşkil etmektedir. Yaklaşık kare planlıdır. Camiinin ortasındaki dört direk çatısını tutmakta ve camiyi üç sahana ayırmaktadır. Tavan düz kirişlerle süslüdür. Ahşap sütunlar sekiz yüzlüdür. Ayaklar klasik devir mermer sütunlardandır. Camide hem asma kat hem tavan konsolları, yastıklar, korkuluk parmaklıkları, boyalı süslü pervazlar yani genel olarak tavan ahşap işçiliği ile seyre doyulmayacak bir güzelliktedir. Minber ahşaptan künde kari ve boyalı olarak yapılmıştır. Minberde pervaz ve ahşap yüzlerde geometrik boyama süsler vardır. Minber alemine geçiş de çok süslü, alem koniktir. Mihrap alçıdan boyalı sütuncuk ve yüzlerle süslü, duvara geçiş üçgen bindirmelerledir. İki kanatlı ahşap kapı oyma-geçme (künde kari) tekniğindedir. Camiinin esas ölçüsü olan düz toprak dal sonradan kısmen kaldırılıp üzerine çatı yapılarak kiremit ile örtülmüştür.1968 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş, tamamen yıkılan batı duvarı yeniden yapılmıştır.

 

 

 

KALE VEYA TAŞKALE CAMİİ



Taşkale mahallesindedir. 1659 yılında Köprülü Mehmet Paşanın eşi Ayşe Sultan tarafından yaptırılmıştır. Depremden fazla zarar görmediğinden orijinalliğini koruyabilmiştir. Üç kubbeli son cemaat yerinde ahşap oyma kapıyla ana mekana geçilir. Son cemaat yeri 1945'den sonra camekanla kapatılmıştır. Ahşap kapının sağında minareye açılan bir kapı, solunda ise kadınlar mahfiline çıkan basamakların bulunduğu bir dehliz vardır. Kare planlı ana mekan, oldukça yüksek bir kasnağa oturan kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağındaki üç vitraylı pencere sonradan yapılmıştır. Kadınlar mahfili ana mekanın kuzeyindedir. 7 köşeli mihrap nişi mukarnaslıdır. Yağlı boyalı mihrabın döşemesi altıgen ve yıldızlarla bezenmiştir. Kıvrık dal, baklava, çiçek bezemeli abanoz ağacından minber geç dönem özelliğindedir. Kubbedeki kalem işleri orijinal değildir. Tek şerefeli silindir gövdeli minare depremde yıkılmış, yeniden yapılmıştır.


ABDÜLKERİM AĞA MEDRESESİ :


 17 yy. da Abdülkerim Ağa tarafından yaptırılmış ancak yıkılmıştır.

FAZIL AHMET PAŞA MEDRESESİ (TAŞ MEDRESE) :




 Fazıl Ahmet Paşa mahallesindedir. 1661 yılında Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı kurşunla kaplı iken daha sonra kiremitle örtülmüştür. 1943 depreminde çatlamalar olmuşsa da restore edilmiştir. 1964 yılına kadar çeşitli amaçlarla kullanılan medrese bu tarihten itibaren Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlandı. 1974 yılında çatısı bakırla kaplandı. Yapının içi ve dışında pembe Karacaviran taşı kullanılmıştır. Dilimli, kurşun kaplı kubbelerin aralarında tuğladan kare biçimli bacalar bulunmaktadır. Basık kemerli kapıdan aralarında medrese odalarının yer aldığı revaklı dikdörtgen avluya girilir. Kubbeli medrese odalarında ocak ve kitap rafları vardır. Kare planlı dershane-mescit kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağındaki vitraylı pencereler sonradan yapılmıştır.

YUSUF AĞA HAMAMI :

İsyanlarından sonra yıkılıp yanan Köprünün yeniden imarı esnasında Köprü (yanından Yusuf Ağa tarafından yaptırılmıştır.

ÇİFTE HAMAM :

Ganioğlu mahallesinde Hacıköy caddesi üzerindedir. 1660 yılında Ayşe Hanım tarafından vakfedilmiştir. Bedestenin (arastanın) güney duvarına bitişiktir. Giriş kapısı önüne içerisi görünmesin diye duvar örülmüştür. Kapıdan kubbeli soyunmalığa girilir. Ortasında sekizgen şadırvan bulunan soyunmalığın camekanlı bölümünde ayakkabı bulunan nişler vardır. Dikdörtgen planlı soğukluk, geniş bir kemerle kubbeli kare mekana ayrılmıştır. Sıcaklık ortada kubbeyle örtülü kare mekan ile haç planlı eyvandan oluşmaktadır. Kare mekanın ortasında sekizgen göbek taşı eyvanların arasındaki halvet odacıklarda ikişer kurna vardır. Hamamların ikisi de birbirine benzemektedir. Bir tarafı kadın bir tarafı da erkek olarak halen kullanmaktadır.

 

 



 



Yorum Yaz